TAŞLAR VE DÜŞLER ŞEHRİ DİYARBAKIR…

AV. NİGAR UYAN, TGF-ASGD VE GGC'NİN SOSYAL PROJESİ İLE İLGİLİ İZLENİMLERİNİ ANLATTI

29 Mayıs 2011 Pazar 00:27
Bursaspor- Diyarbakırspor maçında meydana gelen ve hepimizin canını sıkan olaylardan sonra oluşturulan “ Dostluk Köprüsü” için, Mayıs ayı sonlarında Diyarbakır’a gittim. TGF, ASGD (Anadolu Spor Gazetecileri Derneği) ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nin ortaklaşa girişiminde , sivil toplum örgütlerinden temsilciler ile çoğunluğu gazetecilerden oluşan kırk dört kişilik gurupta Bursa Barosu’nu temsilen bulundum.                                                                                           
 
 Diyarbakır’a gideceğimi söylediğim kişiler , bu yolculuğuma şaşırıyorlardı. Onların ifadeleri benim de kendi kararımdan korkar hale gelmeme neden olmuştu.
   
 Diyarbakır Havaalanı, Askeri Havaalanı ile yan yana. Havaalanına doğru uçak süzülürken, askeri uçak ve uçak hangarlarının görüntüsü; bu şehre gitme
kararıma şaşıranları haklı çıkartıcasına ürpertiyordu.
 
    Binaların rengi ile şehrin yeşilden yoksun görüntüsü, biraz Anadolu ve biraz da Arap Yarımadası şehirlerine benziyordu. Havaalanından çıkarak otobüsümüz ile otelimize giderken, şehrin tarihi kısmını (Eski şehir diye anıyorlar) çevreleyen ve yukardan bakıldığında Kalkan Balığı şeklinde olduğu söylenen şehir surları boyunca devam eden geniş caddeye girdiğinizde ; oldukça büyülü bir hava sarıveriyor insanı… Eski surların çekiciliği ile yeni yapılan asfaltın parlak görüntüsü, arada ki parklar ile bütünlenmiş.
 
    Şehrin surlarının Kalkan Balığı şeklinde oluşu, Diyarbakırlıların denize olan özleminden mi acaba? Ama insan bilmediği şeyi özlemez ki! Bu şehirde nüfusun ne kadarı denizi gördü?
                                                *******
     Akşamüzeri Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, hepimizi kırmızı karanfiller vererek karşıladı. “ Biz bu karanfilleri suyla yetiştirmedik, sevgiyle ve dostluk duygularımızla suladık” diyerek Diyarbakır halkından Bursa halkı olarak bizlere dostluğunu ifade etti. Baydemir konuşmasında ; hepimizin bu ülkenin çocukları olduğunu , atalarımızın Çanakkale’de birlikte savaştığını,bizlerin Diyarbakır’dan vazgeçmememiz gerektiğini, kendilerinin de ülkenin diğer şehirlerinden vazgeçmeye hiç niyetleri olmadığını, bu ülkenin güzelliklerini beraber yaşayacağımızı açıkladı.                                                                      
                                                     
     Belediye binası da eski şehirde fakirliğin ortasına kurulmuş modern bir yapı...Osman Baydemir’in seçimleri neden kolaylıkla aldığı anlaşılıyor. Halkından kopmamış, onlarla ve onların sorunları ile iç içe yaşıyor.
Rahat iletişim kurulan, samimi görünen , alçakgönüllü ve meslektaşımız… Yaygın basında hakkında olumsuz yazılar çıkan gerçekten aynı kişi mi diye düşündürüyor.
 
      İkinci ziyaretimiz ise Valilik idi. Diyarbakır Valisi tayin olduğu ve yenisi de henüz göreve başlamadığı için Vali yardımcısı ve Emniyet Müdürü ile sohbet edildi.Herkes iyi niyetli mesajlar verdi.
                                             
    Ertesi gün tarihi hanlardan birinde ki çay bahçesinde Vali yardımcısı ve ailesi misafirleri ile vakit geçiriyorlardı. Hal bu ki medyada bu şehrin yöneticileri ile halk arasında kopukluk olduğu yazılıp çizilmiyormuydu?
                                                     *******
    Şehirde bulunduğumuz iki günde , kafilemize sivil giyimli birkaç polis eşlik etti.Ve bir de 10-12 yaşlarında bir sürü çocuk.Bir şeyler satmaya veya para istemeye çalışıyorlardı.Polislerin çocuklara ve çocukların polislere yaklaşımı yumuşaktı.Görevliler azarlamadan çocukları uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.Ama çocuklar her birimizi takip etmekte ki gayretlerinden hiç vazgeçmediler. Kafileden ileriye koşup sonra gelip bize yarı Türkçe yarı Kürtçe bir şeyler anlatmaya çalışan masum çocuklar… Acaba başını okşasam mı, acaba para versem Ona kötülük mü ederim düşünceleri arasında çekilen vicdan azabı…
  
   Diyarbakır’da her aileye ortalama 5.9 çocuk düşüyormuş, yaklaşık 6 diyebiliriz.Bu çocuklara bu fakir insanlar nasıl bakar, büyütür ve gelecek verebilir? Pırıl pırıl ama güvensiz bakan gözleriyle eğitimsizliğin sonuçlarının canlı örnekleri gibiydiler.
                                                  *******
    Eski adliyenin, cezaevinin ve bazı eski kamu binalarının olduğu alan, Dünya Bankası’ndan alınan kredi ile restore ediliyor. Restorasyon bittiğinde şehrin içinde gerçekten çok güzel turistik bir alan haline geleceği gözümde canlandı. Şehrin tarihi hanları, camileri ve kiliseleri; din ve tarih turizmi açısından çok değerli. Tarihi hanların çoğu halkın vakit geçirebileceği mekanlar haline getirilmiş.Hanlardan birinde sunulan kahvaltının çeşit zenginliği ve lezzetlerini çok dinledim ama o lezzetleri tatmak başka bir Diyarbakır ziyaretine kaldı.
 
    
    Herhangi bir enstrüman kullanmadan yaşanmış öyküleri ağıt şeklinde, aşık atışması gibi söyleyen ve Kürt Kültürünün nesilden nesile aktarılmasını sağlayan Deng Bejler’in evine konuk olduk.Şehrin sıcağında, serin bir han köşesinde kurulmuş sekiler üzerinde ağıt dinledik.Lisanını anlamasak da dinlemekten, Deng Bejler de bize okumaktan mutlu idiler.82 yaşında olduğunu belirten Deng Bej; tahsili olsaydı, daha iyi Türkçe bilseydi, daha güzel hikayeler anlatacağını söylerken, o yaşta cahilliğine üzülüyordu.
 
                                                 ******
    Şehrin yeni kısmı ise dünyanın her yerinde olduğu gibi ; geniş caddeler kenarında ki yüksek beton yığınlarından ibaret.Neyse ki aralara biraz yeşillik serpilmişti.Parklarda kadınlar ve çocuklar piknik yapıyorlardı.Diyarbakır Ziraat Odası Başkanı,yaygın basında şehirleri ile ilgili bu görüntülerin yer almadığını, Diyarbakır’ı sadece terör ile özdeşleştiren görüntüler verildiğinden yakınıyordu.
 
    Tarihi binaların duvarları, eski şehrin surları koyu renk , yıllar geçtikçe sertleşen, bol delikli sanki yeni görünümlü taşlardan oluşuyor.Arada açık renk taşlarla görsel hareket verilmiş.Cumhuriyet’in ilk yıllarında ki Diyarbakır’ın zenginlik zamanında varsıl ailelere ait, yılın dört mevsimi ayrı bir bölümünün kullanıldığı evlerde ki avlularda, yazın kavurucu sıcağından korunmak için , suyu geçirmeyen “ dişi taşlar” kullanılıyor.Burada taşların dişisi ve erkeği var! Dişi taşlar zeminde, erkek taşlar ise duvarda kullanılıyor.
 
   “ Yaş otuz beş , yolun yarısı eder” mısrası ile başlayan , ölümlü olduğumuzu ve ömrün çok da çabuk geçtiğini anlatan Şair Cahit Sıtkı Tarancı’da , 1910 yılında bu şehirde böyle bir evde dünyaya gelmiş.Sürekli hastalandığı için ölümle ilgili şiirler yazan Şaire; ölüm 46 yaşında gelivermiş, adeta çağrıldığını bilirmiş gibi.Şairin evinin merdivenlerinde ölümü,yaşamın kısalığını anlatan ünlü şiirini, ölüm kavramından çok uzak 12,13 yaşlarında ki iki çocuğun seslendirmesi, karmaşık duygular yaratıyor.
                                                      ******
   Şehrin hemen yanından geçen Dicle Nehri’ne , efsanelere konu On gözlü Köprü üstünden, yöre adetlerine uyarak ve rehberin buradan suya bırakılan isteklerin olacağı konusunda ki iddiasına sözde inanarak; dileklerimizi küçük kağıtlara yazıp nehrin sularına bırakıverdik. Küçük kağıt parçası belki Suriye’de bir köylünün buğday tarlasına kadar uzayacak yolculuğuna başladı.
 
   On Gözlü Köprü’nün yanında, Kırklar Dağı’na karşı , Erdebil Köşkü bahçesinde akşam yemeği verildi.Gecenin öyle bir havası var ki , Yukarı Mezopotamya’da olduğunuzdan eminsiniz.Karşıda dağlar var ama yine de sonsuz bir ufka bakıyorsunuz sanki.Mistik ve aynı zamanda romantik bir düşte gibisiniz.
 
    Radyonun sadece TRT olduğu zamanların ünlü türkücüsü Recep Kaymak misafir olarak katıldığı gecede uzun bir konser verdi. Belediye Başkanı Osman Baydemir dahil yöre oyunları oynadılar. Barış ve kardeşlik ne güzel.
                                                   
                                                *******
    Burada kaldığımız sürede kimsenin bölücü terör örgütünü veya örgütün başı olan kişiyi konuştuğunu duymadım. Ama Gaffar Okan’a adeta tapıyorlar. Sıklıkla Gaffar Okan’ı gözleri dolarak anıyorlar.
                                                        ******
     Diyarbakır Barosu Saymanı meslektaşımız , işinin elverdiği ölçüsünde bizimle beraber oldu.Meslekten, mesleğin sorunlarından konuştuk. Birkaç ay önce Oda aynı proje ile Bursa’ya gelmiş ama haberimiz olmamıştı.Diyarbakırlı meslektaşımız gözünden Bursa’yı dinlemek değişikti.”Bursa’da yeşillikler içinde bir villada yaşamak isterdim” sözüyle, doğaya ve varsıllığa olan özlemini dile getirmiş oldu.Bursa’da gasp suçu işleyen çocuklar olduğuna inanamadı.Oradan bizim yaşadığımız şehir o kadar zengin ve müreffeh görünüyormuş anlaşılan.
 
      Meslektaşımız ile “ Taş Atan Çocuklar” konusunu açmamak mümkün değildi . Tahminen bin çocuğun bu nedenle cezaevlerinde olduğunu, bin ailenin mağdur olduğunu, büyükler tarafından az bir para ile kandırıldıklarını ama büyüklerden çok daha fazla ceza aldıklarını, Yargıtay’ın kararından sonra yapacak bir şey kalmadığını anlattı. Bunları anlatırken ağır bir yük taşıyormuş gibi omuzları çöküvermişti ve gözlerin ki acıda “ Hukukçu Çaresizliği” somutlaştı genç meslektaşımızın.
                                                    ********
       Kaldığımız oteli de anlatırsam, umarım görmemişlik saymazsınız. Eskişehir diye anılan kısımda, yıkık dökük , eski köy bakkallarını anımsatan dükkanlar arasında,tarihi bir kervansaray restore edilmiş, ortasında da şadırvanlı bir avlusu var. İki katlı binanın bütün odaları ortada ki kare şeklinde ki avluya bakıyor. Duvarlarının kalınlığı abartısız 1,5 metre kadar .Avluda ki şadırvan adeta huzur saçıyor.Su sesinin sinir sistemine iyi geldiğini bir kere daha anladım.İki gün boyunca yakınlarda bir yerden bir horoz öttü zamanlı zamansız.En son horoz sesini ne zaman duyduğumu hatırlamaya çalıştım, olmadı.Çok eskilerde kalmış anlaşılan.
    
     İkinci gün akşam yemeği kaldığımız otelde verildi ve Tarım ve Köy İşleri Bakanı da yemeğe bir süreliğine katıldı.
                                                     ********
     Bursa’ya dönüş günümüzde, sabahtan Diyarbakır Ticaret Ve Sanayi Odası’nı ziyaret ettik. Yine tarihi bir bina restore edilmiş ve içi de modern hale getirilmiş. Diyarbakır Ziraat Odası Başkanı da , gözümüze de hitap eden bir öğle yemeği verdi. Geleneksel Anadolu misafirperverliği uçağa bininceye kadar devam etti.
     
     Ticaret Ve sanayi Odası’nda ki konuşmalarda, yörenin kalkınması ve kardeşin kardeşe olan dostluğu için, sivil toplum kuruluşlarına görevler düştüğünü, her şeyin hükümetlerden beklenmemesi gerektiği ortak fikir olarak beliriyordu.Yörenin kalkınmasında önceliğin başka şehirlere verilmesi, Diyarbakır’ın bu konuda yatırımlardan pay alamaması ise şikayetleriydi.
     
      Kardeşin kardeşe olan dostluğu için gerçekten hepimiz bir şeyler yapabiliriz. Bu şehre turist olarak gelmek, alış veriş etmek, yöre insanını tanımak yapabileceklerimizin en basiti ama, orada yaşayan insanlar için çok önemli. Bu şehirde konuştuğum kişilerden edindiğim yoğun izlenim; kendisine atılan bir iftiranın olamayacağını anlatan kişilerin çaresizliği idi. Geçmişte yaşanan ve ne yazık ki halen yaşadığımız acı olayları kendileri yönünden unutmaya hazırlar. Geleceğin güzel günler getireceği umudunu istiyorlar.
Anahtar Kelimeler: DİYARBAKIR
Yükleniyor...
İLGİLİ HABERLER
  • DOSTLUK PROJESİ