GERÇEKLERİ SAPTIRAN TSYD’YE CEVAP

27-07-2010 tarihinde TSYD’nin resmi internet sitesinde yayınlanan ve baştan sona ASGD’nin hedef alındığı ‘TSYD Yönetim Kurulu’ imzalı bildiriye CEVABIMIZDIR.

13 Temmuz 2011 Çarşamba 18:54
Derneğimize isnat edilen suçlamaları tek tek yanıtladığımız açıklamamız aynen şöyle:
 
“İçerik ve nitelik bakımından ‘talihsiz’, üslup yönünden de ‘yakışıksız’ bulduğumuz bu bildiriyi; yargının nasıl baskı altına alınmaya çalışıldığını gözler önüne sermek, hak arama mücadelelerine yönelik çarpıtmaları göstermek, bu yolla kamuoyundan gizlenen gerçekleri dile getirmek ama hepsinden önemlisi, TSYD’nin antidemokratik zihniyetinin teşhiri amacıyla muhatap almak zorunda kaldığımızın özellikle bilinmesini istiyoruz.
Bilindiği gibi Danıştay 10.Dairesi, 18.06.2010 tarih ve 2010/6027 sayılı kararıyla, basın tribünlerine girişlerle ilgili Futbol Federasyonu’na verilen akreditasyon yetkisinin yürütmesini durdurdu. TSYD’nin bütün sıkıntısı bundandır ve aslında tam bir panik havasında yapıldığı anlaşılan 18 maddelik bildirinin temel nedeni de budur.
Öncelikle;
Kişilerin, kuruluşların, kurumların, derneklerin, meslek örgütlerinin veya sivil toplum kuruluşlarının, demokratik haklarını özgürce kullanabilmelerinin normal karşılanması gerektiğini, özellikle hukuksal zeminde verilen mücadelelere ve bunun sonucunda ortaya çıkan kararlara saygı duyulması lazım geldiğini bir kez daha vurgulama gereği duyuyoruz.
Bu nedenle; TSYD’nin yanlışlıklar, haksız suçlamalar ve mesnetsiz iddialarla dolu talihsiz bildirisini tek tek yanıtlamayı, kamuoyuna karşı duyduğumuz sorumluluk ve elbette ki meslektaşlarımıza olan saygımız gereği görev sayıyoruz.
TSYD DİYOR Kİ:
-ASGD, Danıştay kararı ile birlikte akreditasyon uygulamasının tamamen değiştiğini ve TSYD’nin yetkisinin geçersizliğini yitirdiğini gerçeğe uygun olmayan şekilde duyurmuştur.
ASGD DİYOR Kİ:
-Tam tersine, daha ilk açıklamamızda, söz konusu yürütmeyi durdurma kararının doğabilecek haksızlıkları önlemek amacıyla verilen bir ön karar olduğu özellikle belirtilmiş, nihai kararda da ASGD’nin hakkının tamamen teslim edileceğine olan inancımız vurgulanmıştır.
TSYD DİYOR Kİ:
-ASGD’nin, bu kararı bir zafer kazanmış edasıyla kamuoyuna yansıtmasının yersizliği ve anlamsızlığı, nihai ve gerçek karar verildiğinde görülecektir.
ASGD DİYOR Kİ:
-Nihai ve gerçek karardan TSYD kadar asla emin olamayız. Çünkü ne kulis yapmayı biliriz, ne lobi oluşturmayı beceririz. Ama asıl; bu konularda kendisine güvenenlerin, henüz daha sonuçlanmamış yargı kararlarından bile bu denli emin olduklarını ise çok iyi biliriz.
 TSYD DİYOR Kİ:
-Yürütmenin durdurulması ara karardır. Kesin karar değildir. Mahkeme Başkanı(adı da bizzat veriliyor) ve 5 kişilik heyet bu kararı vermiş ama ilgililere sorma ihtiyacı da hissetmişlerdir.
ASGD SORUYOR:
-TSYD bildirisinde Danıştay 10.Dairesi Mahkeme Başkanı’nın adının açıkça zikredilmesi acaba ne anlama geliyor? TSYD, son karar öncesinde doğrudan hedef gösterip, o sözünü ettiğimiz kulis faaliyetleri ile lobi çalışmalarındaki başarılı performansına(!) güvenerek yargı sürecini etkilemeyi falan düşünmüş olmasın sakın!..
TSYD DİYOR Kİ:
-ASGD’nin açtığı davadan haberimiz yoktu, olması da mümkün değil hatta imkansızdı. Yoksa o aşamada gerekli bilgiler verilir, bu noktaya gelinmezdi.
ASGD DİYOR Kİ:
-Yargı sürecine veya yargıya direkt müdahaleyi anlatabilmek için herhalde bu kadar açık ve net ifade kullanılamazdı. Fazla söze ne hacet deyip, sizce de TSYD’yi kutlamak gerekiyor mu?
TSYD DİYOR Kİ:
-Basın tribünlerine serbest girişler, GSGM tarafından TFF’ye bırakılmış, TSYD de Federasyon’dan aldığı yetkiyle bu konudaki düzenlemeleri yapmaktadır. GSGM ve federasyonların kendilerinde olmayan yetkiyi TSYD’ye vermiş olmaları gibi bir durumu düşünmek herhalde tuhaf şaka olur. Bu yasal dayanağın ne olduğunu açıklamak da her halde TSYD’nin görevi değildir.
ASGD DİYOR Kİ:
-Bir kamu kurumu olarak GSGM, kendisinin yerine getirmekle yükümlü olduğu kamu görevini, özel veya tüzel nitelikli herhangi bir kuruluşa devredemez. Hele hele, Anayasal haklar açısından eşit kabul edilen meslek kuruluşları veya dernekler arasında herhangi bir ayrım yapamaz, bunlardan birine imtiyaz anlamına gelecek bir hak da tanıyamaz. Kamu yararına dernek olma veya uluslararası bir derneğe üyelik gibi özellikler de derneklere özel ayrıcalık tanınmasını gerektirmez. ASGD’nin açtığı davaların özü bu temel hukuk ilkesine dayanır, bu nedenle de hep kabul görür. TSYD’nin anlamak istememekte direndiği hukuksal gerçeklik budur.
TSYD DİYOR Kİ:
-Türkiye’de bütün ilgili ve yetkili kuruluşlarla uluslararası kurumların yetkili tek spor gazetecileri kuruluşları olarak tanıdığı yer TSYD’dir. ASGD’nin yıllardır süren çabaları bunu değiştirmeyecektir. Bu işler bir oyun ya da eğlence değildir. Hangi kuruluşun ne gibi niteliklere sahip olduğu ve olmadığı ilgili ve yetkili kurumlarca bilinmektedir.
ASGD DİYOR Kİ:
-Rüştünü çoktan ispatlamış ve ülkemizin en geniş katılımlı bir meslek örgütü olarak tanınan ve on dokuz yıllık onurlu bir geçmişe sahip olan ASGD, ne kendi niteliklerini başkasına tartıştırır, ne de başka derneklerin niteliğini yorumlama cüretini kendinde görür. Asıl bu hataya düşenler; kendilerini, sadece kendilerine ait olduklarını zannettikleri bir oyun veya eğlence dünyasının içinde hissedenlerdir.
TSYD DİYOR Kİ:
-Gerçek işleri spor gazeteciliği olmayan bir yığın insanı üye kaydedip güçlü bir kuruluş olarak görünmeye çalışmanın sadece kendini aldatmak anlamına geleceğini elbette ki ASGD de günün birinde kabullenecektir.
ASGD DİYOR Kİ:
-Anadolu’da zor şartlarda görev yapan meslektaşlarımızı tanımayan, küçük gören, horlayan, onları senelerce kaşeli veya telifle çalışmaya mahkum eden, asla kadrolu yapmayan, iten, kakan kokuşmuş bir zihniyetin itirafı, herhalde ancak bu kadar güzel yapılabilirdi. TSYD üyelerini sözüm ona ‘gerçek’, ASGD üyelerini ise ‘bir yığın insan’ olarak kabul eden ‘bu kafa’nın yorumunu, sadece spor gazeteciliğinin değil, içinde bulunulan şartlar gereği gazeteciliğin pek çok alanının çilesini çeken gerçek basın emekçisi meslektaşlarımıza bırakıyoruz.
TSYD DİYOR Kİ:
-Spor mevzuatında bir yığın boşluk ve belirsizlik ve çelişkiler söz konusudur. Ayrıca açılan davaların son derece girift ve kafa karıştırıcı yanları olabilmektedir. ASGD’nin çeşitli davalar açıp bazı sonuçlar alabiliyormuş gibi görünmesinin temel nedeni budur. Adı geçen kuruluşun daha önce de açmış olduğu davlarda bu türden kararlar çıkmış sonrasında gerçekler mahkemeye bildirildiğinde elbette ki iş değişmiştir.
ASGD DİYOR Kİ:
-Evet doğrudur. ASGD’nin açtığı her dava, birilerinin yüzünde bir tokat gibi patlamıştır. ASGD’nin her seferinde iptal ettirdiği yönetmeliğin ilgili maddesini, TSYD lehine değiştirebilmek için olmadık kulislere giren, siyasi ilişkileri sonuna kadar kullanan, bürokratik mekanizmalara çekinmeden giren, yaygın basında bulundukları konumdan aldıkları medya gücünü kamu kurumlarında ve de özellikle GSGM nezdinde baskıya dönüştürerek adeta akla karayı seçenlerin de en büyük korkusu zaten budur. Hiç kuşkunuz olmasın, ASGD, işte sözünü ettiğiniz o belirsizlikler ve o çelişkileri ortadan kaldırmak için öncelikle iç hukuk yolları tükeninceye kadar(Anayasa Mahkemesi dahil) mücadele edecek, gerektiğinde dış hukuk(AİHM) alternatifini de kullanacaktır.
TSYD DİYOR Kİ:
-3813 sayılı Özerk Futbol Yasası’nın ilk maddesi, profesyonel kulüplerden alınan taahhütnamedir. Bunun da nedeni, futbol ile ilgili hiçbir konuda mahkemelere gidilemeyeceğidir. Aksi halde TFF’nin küme düşürme dahil her türlü cezayı verebilmesinin peşinen kabullenildiği taahhütnamede bildirilmektedir. Bu gibi konularla mahkemelerin meşgul edilmemesi için ASGD’ye gerekli yaklaşım gösterilmiş, 3 kişilik heyetle ziyarette bulunulmuş, diyalog önerilmiş, mutabakata varılmış, sonrasında ASGD bilinen çirkin tavrını sürdürmüştür.
ASGD DİYOR Kİ:
-TSYD kendini profesyonel bir futbol kulübü gibi görüyorsa sorun yok. Ama birileri TSYD’ye, ASGD’nin bir futbol kulübü olmadığını anlatmalı. Ayrıca futbol kulüplerinin imzaladığı taahhütnamelerin ne zamandan beri basın meslek örgütlerini bağladığını da öğrenmek hakkımız olmalı. Sözü edilen ziyarette mutabakat sağlandığı iddiası ise tek kelimeyle asılsızdır. Tam tersine, söz konusu buluşmada ASGD’nin, yaşanan sorunların kökten çözümü için ortak komisyon ve ortak protokol önerisi reddedilmiş, ASGD üyelerinin TSYD’ye iltihakı gibi son derece manidar ve onur kırıcı bir öneri getirilmiştir.
TSYD DİYOR Kİ:
-ASGD’nin böylesi centilmence yaklaşıma çirkin yanıtın dışında yersiz ve yakışıksız suçlamalarından biri de müsabakalarda görev yapan spor foto muhabirlerinin giymeleri zorunlu olan yeleklere alınan reklamlar yoluyla TSYD’nin astronomik miktarda haksız kazanç sağladığı yolundadır. Bizim TSYD olarak böyle bir astronomik kazançtan haberimiz yok. Elbette ki söz konusu yeleklere aldığımız reklamlar nedeniyle bir kazanç sağlıyoruz. Ama bunun astronomik olduğunu bilmiyorduk. Ayrıca bunlarla ilgili verilen hizmetler ortadayken ASGD’nin bunu nasıl saptadığını anlayabilmek pek kolay değil.
ASGD DİYOR Kİ:
-Bu konu da yargıdadır ve hukuk sürecinin halen daha devam ettiği bir konuyla ilgili yorum yapmak ASGD’ye yakışmaz. Sadece şunu söyleyebiliriz. Geçen sezon bu yelekler üzerinden ne kadar gelir elde edildiği açıklanır, yeni sezon için kaç liralık bir anlaşma yapıldığı belirtilir olur biter. Dahası bugüne kadar bunca yıldır, ASGD’nin her seferinde iptal ettirdiği, sonrasında bir şekilde tekrar TSYD lehine düzenlenen antidemokratik yönetmelik sayesinde kaç lira para kazanıldığı tatmin edici rakamsal tablolarla ortaya konur, astronomik mi değil mi olduğu herkes tarafından görülür.
TSYD DİYOR Kİ:
-Ne yazık ki bizim memleketimizde buna benzer mücadelelerin seviyesi pek yüksek olmuyor, bunu biliyoruz. Aynı şekilde belli bir noktaya kadar sessiz kalmanın daha uygun ve TSYD’ye yakışan bir tavır olduğunu düşünüyoruz. Ancak belli noktadan sonra TSYD’nin gücünden ve asaletinden doğan suskunluğunun ASGD’nin yersiz ve tutarsız bir takım açıklamalarının doğru kabul edilebileceğini boyutuna evrilebildiğini görüyoruz. Elbette ki o noktadan sonra suskun kalabilmemiz söz konusu değildir.
ASGD DİYOR Kİ:
-ASGD, mücadelesini sadece hukuk yoluyla ve kendine yakışan düzeyde veriyor, hukukun verdiği kararlara da sonuna kadar saygı duyuyor. Bu noktada merak ediyoruz, TSYD’nin bahsettiği asalet duygusu, aslında yargı kararlarına saygı duymayı gerektirmeyen bir garip asalet türü mü oluyor? Gerçekten siz de merak etmiyor musunuz, bahsedilen o seviyeniz bunun neresinde?
TSYD DİYOR Kİ:
-ASGD’den kaynaklanan yanıltıcı bir durum da bundan böyle sarı basın kartı taşıyan herkesin basın tribünlerine girebileceği yolundaki haberlerdi. ASGD sorumsuz tavrıyla bir kaosa zemin hazırladığının farkında görülmemektedir. Ayrıca örneğin adliye ya da ekonomi muhabirliği yaptığı için basın kartı sahibi olan meslektaşlarımızın müsabakaları basın tribününde izlemeleri imkanının hiçbir biçimde sağlanamayacağı bunun akla mantığa işin gerçeğine uygun olmadığı açıktır. Aklı başında tek kişi dahi böyle bir talepte bulunamaz. ASGD basın kartı sahibi kişiler nezdinde popüler bir söylem oluşturmuşken spor gazetecisinin görev yapmasını imkansız hale getireceği gibi bir sakıncayı bile umursamayacak kadar sorumsuzca hareket edebilmektedir.
ASGD DİYOR Kİ:
-Bir konu ancak bu şekilde çarpıtılabilir. TSYD ilgili yasayı iyi incelerse, sarı basın kartı taşıyan gazetecilere bu hakkın bizzat kanun maddesi tarafından verildiğini görecektir. Meslek örgütüne düşen görev de bu hakkın adaletli biçimde yerine getirilmesini her fırsat ve ortamda savunmak ve sağlamak olmalıdır. Elbette ki belli kriterler olacak ve konacaktır. Ancak bu kriterler, bazılarını kayırıcı, bazılarına ise ambargo koyucu biçimde olmamalı, hele hele asla keyfi uygulamalara meydan verici biçimde düzenlenmemelidir. Bu noktada ASGD, basın tribünlerine girişte yaşanan hukuksuzluğun çözümünün tek yolunun bir ‘ORTAK PROTOKOL’den geçtiğini her fırsatta savunmuştur. TSYD’nin mevcut Yönetimi, ASGD’nin bu konudaki duyarlılığını, geçmişte ortak protokol için masaya oturan(GSGMd. Tevfik Sarpkaya’nın başkanlığında) AİPS başkanlığı da yapmış olan geçmiş dönem başkanlarından(Togay Bayatlı-Atilla Gökçe) teyit edebilirler. Tekrar ediyoruz. GSGM, TFF, TSYD ve ASGD’nin oluşturacağı bir ‘ORTAK KOMİSYON’un belirleyeceği ‘ORTAK PROTOKOL’ tek ve nihai çözümdür. ASGD, bu çözüme katkı koyacak donanımda, sorumlulukta ve yetkinliliktedir. Aklın ve mantığın da gösterdiği yegane yol da budur. Bu yolun dışında kalan ve ASGD’yi kasıtlı olarak dışlayan çözüm arayışları hep gelip geçici olmaya ve hukuk dışı kalmaya mahkumdur. Bu da spor gazeteciliğindeki kanayan yaranın devam edeceği, dolayısıyla mesleğimize de ihanet anlamına gelir.
Bütün bu nedenlerle;
TSYD’de karar verme yetkisinde bulunan tüm meslektaşlarımızı, artık ‘tarihi bir karar’ alma cesaretini göstermeleri gereken bir noktaya geldiklerini görmelerini diliyor, mesleğimizin ve meslektaşlarımızın geleceği açısından bir kez daha uyarmayı görev sayıyoruz. Saygılarımızla”
ASGD Genel Merkez Yönetim Kurulu
Anahtar Kelimeler: TSYD’YE CEVAP
Yükleniyor...